Ana içeriğe atla

Değerlere Bağlı Mutluluk

 Diğerini Boş Verin Değerlere Bağlı Mutluluğa Odaklanın...

Değere Bağlı Yaşamın Sessiz Gücü

Sürekli "daha mutlu" olmanın yollarını arayan bir çağdayız. Yeni bir alışkanlık, yeni bir seyahat, daha iyi bir kariyer ya da anlık bir dopamin patlaması... Ancak modern insanın en büyük çelişkisi tam burada başlar: Mutluluğu ne kadar doğrudan kovalarsak, ondan o kadar uzaklaşıyoruz.

Peki sorun mutluluk arayışında değil de, mutluluğu tanımlama biçimimizde olabilir mi?

Psikolojide ve felsefede giderek daha fazla yankı bulan değere bağlı mutluluk, anlık hislerin ötesine geçerek hayatın omurgasını oluşturan ilkelere odaklanmayı öneriyor.

Haz Peşinde Koşmak ile Anlam İnşa Etmek Arasındaki İnce Çizgi

Günlük dilde mutluluk denince akla genelde neşe, keyif ve rahatlık gelir. Psikolojide buna hedonik mutluluk denir. İyi bir kahve içmek, tatile çıkmak veya sosyal medyada beğeni toplamak bu kategoriye girer. Bu hisler değerlidir ancak doğaları gereği uçucudur. İnsan beyni yeni durumlara hızla alışır; dün bizi heyecanlandıran şey, bugün sıradanlaşır.

Değere bağlı mutluluk (eudaimonia) ise ne hissettiğinizden çok, nasıl yaşadığınızla ilgilenir.

Bu yaklaşım, mutluluğu bir sonuç değil, değerlerinizle kurduğunuz ilişkinin doğal bir yan ürünü olarak görür. Temel fark şudur:

  • Haz odaklı yaşam "Bana şu an ne iyi hissettirir?" diye sorar.

  • Değer odaklı yaşam "Benim için gerçekten ne önemli ve eylemlerim bununla uyuşuyor mu?" sorusunu merkeze alır.

Değerler Pusula Gibidir, Hedef Değil

Çoğu insan değerleri hedeflerle karıştırır. Bir evi satın almak, terfi etmek ya da bir projeyi bitirmek hedeftir; bittiğinde tükenir. Değerler ise yön gösteren bir pusuladır; asla "tamamlanmaz", yaşanır.

Örneğin, "çocuğumla her gün bir saat oynamak" bir hedef veya eylem olabilir. Ancak şefkat ya da bağ kurma bir değerdir. Günün şartları değişse de o değer rehberliğinde yeni yollar bulabilirsiniz.

Kendi temel değerlerini —dürüstlük, cesaret, merak, üretkenlik gibi— tanımlamış ve kararlarını bunlara göre alan biri, dış koşullar ne kadar çalkantılı olursa olsun içsel bir zemin bulur. Değere bağlı mutluluğun sunduğu derin tatmin de tam olarak bu zeminden filizlenir.

Acıyla Çelişmeyen Bir Mutluluk Mümkün mü?

Belki de bu kavramın en özgün yanı, zorluklarla kavga etmemesidir. Popüler kültür bize acı, hüzün veya yorgunluk hissettiğimiz anlarda "mutsuz" olduğumuzu fısıldar. Oysa değere bağlı mutluluk, rahatsızlık verici duyguları dışlamaz.

  • Bir yakınına gece gündüz fedakarlıkla bakan bir insan neşeli değildir; yorgundur, endişelidir. Ancak eylemi sevgi ve sadakat değeriyle örtüştüğü için derin bir içsel anlam yaşar.

  • İnandığı bir ilke uğruna risk alan bir çalışan o an huzurlu hissetmeyebilir; fakat eylemi adalet değerinden beslendiği için günün sonunda kendini parçalanmış değil, bütün hisseder.

Viktor Frankl’ın sıkça hatırlattığı gibi, insanı yıkan şey acının kendisi değil, anlamsız bir acıya maruz kalmaktır. Kendi değerlerinizle hizalandığınızda, hayatın kaçınılmaz pürüzleri birer yıkım değil, o değerleri sınama ve derinleştirme alanına dönüşür.

Kendi Pusulanızı Nasıl Bulursunuz?

Değere bağlı bir yaşam kurmak radikal değişimler gerektirmez; dikkat ve dürüstlük ister. Küçük adımlarla başlayabilirsiniz:

  1. Geriye Doğru Bakın: Hayatınızda zorlandığınız halde gurur duyduğunuz anları düşünün. Sizi orada tutan şey neydi? Sabır mı, sorumluluk mu, yoksa merak mı?

  2. Uyumsuzlukları Tespit Edin: Gün içinde sizi en çok tüketen anlar, genelde değerlerinizle çelişen kararlar aldığınız anlardır. "Hayır" diyemediğiniz için hangi değerinizden ödün veriyorsunuz?

  3. Mikro Eylemler Belirleyin: Eğer değeriniz "öğrenmek" ise, günde 10 sayfa okumak bu değerin somut karşılığıdır. Değerleri soyut fikirler olmaktan çıkarıp günlük ritüellere bağlayın.

Mutluluk, yakalamaya çalıştıkça kaçan bir kelebeğe benzer. Ancak dikkatinizi kendi değerlerinize, üretmeye ve anlamlı bağlar kurmaya verdiğinizde, o kelebeğin sessizce omzunuza konduğunu fark edersiniz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çocuklarla Etkili İletişim Kurmanın Sırları

  Çocuklarla Etkili İletişim Kurmanın Sırları: Dinlemek ve Dinlenilmek Çocuklarla etkili iletişim kurmak bazen zorlayıcı olabilir. Yetişkinlerin çoğu, çocukların kendilerini dinlemediklerinden şikayet ederken, çocuklar da genellikle yetişkinlerin onları anlamadığını hissediyor. Peki, bir çocukla nasıl konuşmalıyız ki bizi dinlesin? Ve onları nasıl dinleyelim ki bizimle konuşmaktan çekinmesinler? İşte bu yazıda, çocuklarla kurulan iletişimi güçlendirecek yöntemlere göz atıyoruz. 1. Samimi Bir İlgi Gösterin Çocuklar, konuştuğunuz konuya gerçekten ilgi duyup duymadığınızı anlarlar. Çocuklara bir şeyler anlatırken ya da onların anlattıklarını dinlerken göz teması kurmak , tüm dikkatinizi ona vermek çok önemlidir. Elinizdeki telefonu bir kenara bırakmak, konuşurken eğilerek onun boy hizasına gelmek ve arada başınızı sallayarak ona dinlediğinizi hissettirmek, çocuğa kendini özel hissettirir. İpucu : “Seninle konuşmak çok hoşuma gidiyor” ya da “Söylediklerin benim için önemli” gibi ifadel...

15 SORUDA: GASTRONOMİ VE MUTFAK SANATLARI

Gastronomi ve Mutfak Sanatları BU MESLEĞİ YAPABİLMEK İÇİN GASTRONOMİ OKUMAK ŞART MI?-1 Gastronomi okumak şart değil ancak bu meslekte ciddi bir şeyler yapmak ve bu meslekle daha fazla haşir neşir olmak, mesleğin hem arka planında olmak, eğitmen olmak, danışmanlık vermek, mutfak yöneticisi olmak gibi biraz daha kayda değer işler yapmak için eğitim almak büyük bir avantaj sağlayacaktır.   AŞÇILIK VE GASTRONOMİ ARASINDAKİ FARK NEDİR?-2   Aşçılık bir ön lisans eğitimi, gastronomi ise bir lisans eğitimidir. Ön lisansın amacı; ara elemanlar, teknik elemanlar yetiştirmektir. Gastronomi eğitimi ise daha alanında uzman ve yetkin kişiler yetiştirmektir. Aşçılık bölümünden mezun olup mutfaklarda aşçı olarak çalışılabilir. Gastronomi bölümünden mezun olup mutfakların arka planında, yönetim alanında ya da bir medya alanında çalışılabilir. Ancak bunlar daha çok kişisel tercihler doğrultusunda gerçekleşebilecek meslek seçimleridir. Aşçılık bölümünden mezun olup yönetici olarak da çalış...

Kitap Okuma Alışkanlığı

  Kitap Okuma Alışkanlığı Kitap okuma alışkanlığı t emelde okula başlarken öğrendiğimiz okuma yazma öğrendikten sonra bu alışkanlığı yemek yemek gibi bir ömür hem insana zevk veren hem de insanın ruhunu doyuran bir alışkanlık haline gelmesidir.      Peki size şöyle bir soru sorsam; en son ne zaman bir şeyler yemek yediniz? Ya da en son ne zaman bir kitap okudunuz? Bu iki eylem arasında arasında ne kadar zaman farkı var? Bu sorular şöyle dursun, biz kitap okuma alışkanlığını kazanabilmek için bize lazım olan sorunun cevabını bulalım. Kitap Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır?      Madem yemek yeme alışkanlığını örnek verdik kitap okuma alışkanlığı nasıl kazanılır sorusuna cevap olarak olayı biraz somutlaştırmak için buradan devam edelim. Normalde yeme içme işi kitap okumaktan daha zor fiziksel eylem gerektirir. Elimizin, kolumuzun, çenemizin, dilimizin iş birliği içinde sürekli hareket halinde olması gerekir. Aslında ne kadar da eylem gerektiren zor bir ...