Yeterince İyi: Mükemmelin Gölgesinde Unuttuğumuz Huzur
Masadaki kahve fincanına bakın. Dünyanın en iyi kahvesi mi? Muhtemelen değil. Çekirdekleri Etiyopya’nın sisli yamaçlarından elle toplanıp tam 92 derecede demlenmedi belki. Ama şu an elinizi ısıtıyor, kokusu odaya yayılıyor ve size iyi geliyor.
Yetmez mi?
Modern dünya sabahtan akşama kadar kulağımıza aynı şeyi fısıldıyor: Daha iyisi var. En iyisi olmalısın. En kusursuz seçeneği bulana kadar aramaya devam et. Oysa insan ruhunun derinlerinde bambaşka, çok daha insani bir mekanizma çalışıyor: İnsan en iyiyi aramaz; yeterince iyiyi bulunca durur.
Peki bu söz kime ait ve bize kendi hayatımız hakkında ne fısıldıyor?
Bu Cümle Kime Ait?
Bu tespit, 1978 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amerikalı iktisatçı, sosyolog ve psikolog Herbert A. Simon’a aittir.
Simon, 1950'li yıllarda klasik ekonomi teorisinin o kibirli kabulüne karşı çıktı. Klasik iktisat, insanın "rasyonel bir optimizasyon makinesi" olduğunu; bir karar verirken piyasadaki bütün seçenekleri tarayıp her zaman en mükemmel (optimal) sonucu seçeceğini varsayıyordu.
Herbert Simon ise insanı bir laboratuvar denklemi gibi değil, olduğu gibi gördü. Şunu söyledi:
İnsan zihni sınırsız bir bilgisayar değildir. Zamanımız kısıtlı, dikkatimiz kırılgan, enerjimiz ise değerlidir. İnsan en iyiyi (maximize) aramaz; kendi beklenti eşiğini karşılayan "yeterince iyi" seçeneği bulduğunda aramayı bırakır.
Simon bu kavrama "Satisficing" adını verdi. İngilizcedeki satisfy (tatmin olmak) ve suffice (yetinmek) kelimelerini birleştirerek yarattığı bu kavram, Türkçeye genellikle "Kanaat Getirme" veya "Yeterince İyiyi Seçme" olarak çevriliyor.
Ne Anlatıyor?
Herbert Simon’ın bu yalın gözlemi, yalnızca ekonomi makalelerinde kalacak bir formül değil; günlük hayatımızın tam ortasında nefes alan bir gerçekliktir.
1. Mükemmeliyetçilik Bir Çıkmaz Sokaktır
Bir film izlemek için televizyonun başına geçip 45 dakika boyunca yüzlerce seçenek arasında kaybolduğunuz oldu mu? Ya da basit bir beyaz tişört almak için onlarca sekme açıp sonunda hiçbir şey alamadan ekranı kapattığınız?
Psikolog Barry Schwartz’ın "Bolluk Paradoksu" dediği şey tam olarak budur. En iyiyi arayan insan (maximizer), seçenekler çoğaldıkça felç olur. Çünkü her seçim, arkasında bıraktığı yüzlerce harika ihtimalin pişmanlığını taşır.
2. "Yeterince İyi", Tembellik Değil Bilgeliktir
Simon’ın bahsettiği "yeterince iyi" kavramı çıtayı düşürmek, kalitesizliğe razı olmak demek değildir. Aksine, kendi kriterlerini netleştirmektir.
Bir evin dünyanın en lüks evi olması gerekmez; güvende, sıcak ve sevdiklerinizle bir arada hissettirmesi yeterlidir.
Bir işin kusursuz olması gerekmez; emeğinizin karşılığını vermesi ve size hayatınızı yaşayacak alan bırakması yeterlidir.
İhtiyacınızı karşılayan noktayı bildiğinizde durabilmek, zihninizi ve ömrünüzü tükenmekten korur.
3. Zaman, En İyiden Daha Kıymetlidir
En iyi rotayı ararken yola çıkmayı unutanlar vardır. "Yeterince iyi" bir rota seçip yola koyulanlar ise manzaranın tadını çoktan çıkarmaya başlar. Simon bize şunu hatırlatır: Hayat, sürekli kıyaslama yaparak tüketilemeyecek kadar kısa bir hediyedir.
Durabilmenin Hafifliği
Akşam eve dönerken gökyüzüne bakın. Mükemmel bir gün batımı olmayabilir; belki birkaç bulut manzarayı kapatmıştır. Ama yine de akşam olmuştur, gökyüzü kızıla çalmıştır ve siz oradasınızdır.
Bugün bir karar verirken kendinize şu soruyu sorun: Gerçekten en iyisine mi ihtiyacım var, yoksa şu an önümdeki güzellik bana yetiyor mu?
Bazen durmak, pes etmek değildir; bulduğun şeyin kıymetini bilip yaşamaya başlamaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder