Ana içeriğe atla

Yeterince İyiyse Mükemmeli Aramaya Gerek Var Mı

 "İnsan en iyiyi aramaz, yeterince iyiyi bulunca durur" fikri, Nobel ödüllü ekonomist ve bilişsel psikolog Herbert A. Simon’a aittir. Simon, 1956 yılında klasik iktisadın "insan rasyoneldir ve her zaman azami faydayı (en iyiyi) seçer" tezini çürütmek için "Satisficing" (tatmin olma / yeterince iyiyle yetinme) kavramını ortaya koydu. Zihnimizin sınırlı işlem gücü ve hayatın karmaşıklığı karşısında "en mükemmel" seçeneği aramanın getirdiği maliyet (zaman, stres, enerji kaybı), çoğunlukla bulunan sonucun değerini aşar. Bu yüzden insan, kendi belirlediği temel kriterleri karşılayan "yeterince iyi" seçeneği bulduğu an karar verir ve yoluna devam eder.

Mükemmeli Aramayı Bıraktığın Gün Başlayan Hayat

Geçen hafta bir kahve makinesi almak istedim. Alt tarafı sabahları mutfağa girdiğimde bardağıma sıcak bir kahve dolduracak sade bir alet.

Kendimi gece saat 02.00’de, İtalyan yapımı bir cihazın basınç barometreleri üzerine yazılmış teknik forumları okurken buldum.

On sekiz farklı sekme açıktı. Karşılaştırma tabloları, kullanıcı şikayetleri, "bunu alacağınıza üstüne biraz daha koyup şunu alın" diyen video incelemeleri... Masadaki kahvem saatler önce soğumuştu ve bende ne heves kalmıştı ne de dinlenmiş bir zihin.

Durup kendime sordum: Ben gerçekten dünyanın en kusursuz espresso shot'ını mı arıyordum, yoksa sabahları güzel kokan sıcak bir fincan kahve mi?

Sınırsız Seçenekler ve Tükenen Zihinler

Bir şey fark ettim: Günümüz dünyası bize sürekli "en iyisini" bulmamız gerektiğini fısıldıyor. En iyi telefon, en iyi kariyer yolu, en doğru tatil rotası, en kusursuz ilişki... Algoritmalar, vitrinler ve sosyal medya akışları önümüze yüzlerce alternatif yığarken, aslında içten içe bizi felç ediyor. Psikolojide buna karar yorgunluğu deniyor.

1950'lerde Nobel ödüllü bir düşünür olan Herbert Simon, insan doğasına dair çok yalın bir gerçeği kayda geçirmişti: İnsan, en iyiyi aramaz; yeterince iyiyi bulunca durur.

Simon buna satisficing adını vermişti; yani "tatmin edici" olanla "yeterli" olanın birleşimi. Klasik ekonomistler insanın her zaman en karlı, en mükemmel seçimi yapan bir makine olduğunu varsayıyordu. Simon ise hayır dedi; insanın zamanı kısıtlı, dikkati sınırlı, kalbi ve zihni ise yorulabilen bir yapıya sahip.

Gerçekten de öyle değil mi? Hayatta en çok yorulduğumuz anlar, elimizdekiyle yetinemeyip "Acaba daha iyisi var mıydı?" kuruntusuna kapıldığımız anlar değil mi?

Yeterince İyi, Vasat Demek Değildir

Çoğu insan "yeterince iyi" kavramını duyunca bunu vasatlığa teslim olmak sanır. Oysa ikisi tamamen farklı şeylerdir.

Vasatlık, hiç özen göstermemektir. "Yeterince iyi" ise neye ihtiyacınız olduğunu net olarak bilmek ve o sınıra ulaştığınızda aramayı bırakacak olgunluğu göstermektir.

  • Kriterlerinizi belirlersiniz: Bu ev güvenli mi? İşe yakın mı? Bütçeme uyuyor mu? Üçüne de cevabınız evet ise, şehirdeki diğer 400 daireyi gezmenin getireceği şey mutluluk değil, sadece tükenmişliktir.

  • Bir proje hazırlarken temel fikri netçe anlattıysanız, yazı tipinin gölgesini 4 saat daha ayarlamaya çalışmak işi büyütmez; sadece teslim tarihini geciktirir.

En iyiyi aramak genellikle gizli bir mükemmeliyetçilik kılıfıdır. Mükemmeliyetçilik ise bizi eyleme geçmekten alıkoyan en sinsi korkudur.

Aramayı Bıraktığınızda Hayat Başlar

Eğer her kararda en mükemmeli kovalarsanız, ömrünüz karar aşamasında geçer; yaşamaya vakit kalmaz.

En iyi kitap listelerini tararken tek bir sayfa okumayan, en doğru yürüyüş ayakkabısını araştırırken haftalarca adım atmayan insanlar tanıyoruz. Bazen o kahve makinesini raftan alıp eve dönmek, mutfağı o kahve kokusuyla doldurmak ve pencereden dışarıyı seyretmek gerekir.

Çünkü hayat, arama motorlarının sonuç sayfalarında değil; bulduğumuz o "yeterince iyi" anların içinde sessizce akar gider.

Kriterlerinizi bilin. Sizi mutlu eden eşiği belirleyin. Ve o eşiğe ulaştığınızda durup derin bir nefes alın. Göreceksiniz, geriye kalan enerjiniz gerçekten yaşamaya yetecek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çocuklarla Etkili İletişim Kurmanın Sırları

  Çocuklarla Etkili İletişim Kurmanın Sırları: Dinlemek ve Dinlenilmek Çocuklarla etkili iletişim kurmak bazen zorlayıcı olabilir. Yetişkinlerin çoğu, çocukların kendilerini dinlemediklerinden şikayet ederken, çocuklar da genellikle yetişkinlerin onları anlamadığını hissediyor. Peki, bir çocukla nasıl konuşmalıyız ki bizi dinlesin? Ve onları nasıl dinleyelim ki bizimle konuşmaktan çekinmesinler? İşte bu yazıda, çocuklarla kurulan iletişimi güçlendirecek yöntemlere göz atıyoruz. 1. Samimi Bir İlgi Gösterin Çocuklar, konuştuğunuz konuya gerçekten ilgi duyup duymadığınızı anlarlar. Çocuklara bir şeyler anlatırken ya da onların anlattıklarını dinlerken göz teması kurmak , tüm dikkatinizi ona vermek çok önemlidir. Elinizdeki telefonu bir kenara bırakmak, konuşurken eğilerek onun boy hizasına gelmek ve arada başınızı sallayarak ona dinlediğinizi hissettirmek, çocuğa kendini özel hissettirir. İpucu : “Seninle konuşmak çok hoşuma gidiyor” ya da “Söylediklerin benim için önemli” gibi ifadel...

15 SORUDA: GASTRONOMİ VE MUTFAK SANATLARI

Gastronomi ve Mutfak Sanatları BU MESLEĞİ YAPABİLMEK İÇİN GASTRONOMİ OKUMAK ŞART MI?-1 Gastronomi okumak şart değil ancak bu meslekte ciddi bir şeyler yapmak ve bu meslekle daha fazla haşir neşir olmak, mesleğin hem arka planında olmak, eğitmen olmak, danışmanlık vermek, mutfak yöneticisi olmak gibi biraz daha kayda değer işler yapmak için eğitim almak büyük bir avantaj sağlayacaktır.   AŞÇILIK VE GASTRONOMİ ARASINDAKİ FARK NEDİR?-2   Aşçılık bir ön lisans eğitimi, gastronomi ise bir lisans eğitimidir. Ön lisansın amacı; ara elemanlar, teknik elemanlar yetiştirmektir. Gastronomi eğitimi ise daha alanında uzman ve yetkin kişiler yetiştirmektir. Aşçılık bölümünden mezun olup mutfaklarda aşçı olarak çalışılabilir. Gastronomi bölümünden mezun olup mutfakların arka planında, yönetim alanında ya da bir medya alanında çalışılabilir. Ancak bunlar daha çok kişisel tercihler doğrultusunda gerçekleşebilecek meslek seçimleridir. Aşçılık bölümünden mezun olup yönetici olarak da çalış...

Kitap Okuma Alışkanlığı

  Kitap Okuma Alışkanlığı Kitap okuma alışkanlığı t emelde okula başlarken öğrendiğimiz okuma yazma öğrendikten sonra bu alışkanlığı yemek yemek gibi bir ömür hem insana zevk veren hem de insanın ruhunu doyuran bir alışkanlık haline gelmesidir.      Peki size şöyle bir soru sorsam; en son ne zaman bir şeyler yemek yediniz? Ya da en son ne zaman bir kitap okudunuz? Bu iki eylem arasında arasında ne kadar zaman farkı var? Bu sorular şöyle dursun, biz kitap okuma alışkanlığını kazanabilmek için bize lazım olan sorunun cevabını bulalım. Kitap Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır?      Madem yemek yeme alışkanlığını örnek verdik kitap okuma alışkanlığı nasıl kazanılır sorusuna cevap olarak olayı biraz somutlaştırmak için buradan devam edelim. Normalde yeme içme işi kitap okumaktan daha zor fiziksel eylem gerektirir. Elimizin, kolumuzun, çenemizin, dilimizin iş birliği içinde sürekli hareket halinde olması gerekir. Aslında ne kadar da eylem gerektiren zor bir ...